Gündem

Aksakal: “Seçim barajı kaldırılmalıdır”

DSP Genel Başkanı  Önder Aksakal, gündeme dair düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Aksakal açıklamasında şu ifadeler yer verdi:

“Eylül ayı ile birlikte 2021-2022 Adli yılı ve 2021-2022 Eğitim Öğretim dönemi başlamış bulunuyor.

Bir asırdır yaşadığımız ve sonsuza kadar yaşatmaya söz verdiğimiz lâik, demokratik, hukuk devleti nitelikli Cumhuriyetimizi elbette terazisi doğru tartan bir adalet sistemiyle payidar kılabiliriz.

Herkesin, günü geldiğinde sığınacağı en güvenli liman adalettir!” anlayışına olan sarsılmaz inancımızla yeni adli yılın başta yargı kurumlarımızda görev yapan Hâkim ve Savcılarımıza, Barolarımızda mesleki faaliyetlerini sürdüren Avukatlarımıza, adalet teşkilatımızda çalışan tüm emekçilerimize olmak üzere ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Ayrıca önümüzdeki Pazartesi günü, yani 06 Eylül’de yeniden yüzyüze eğitim dönemi başlıyor. Uzunca bir aradan sonra gerekli tedbirlerin alınarak çocuklarımızın okullarına gidebilmesini sağlamak memnuniyet vericidir.

Esasen hiç ara vermeden olması gereken de buydu. Ancak müstafi Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk bu süreci gerçekten iyi yönetememişti.

Yeni atanan bakan Sayın Mahmut Özer’in göreve gelir gelmez yüzyüze eğitimi başlatacaklarını açıklamasına ilaveten, çocuklarımızın eğitim yolundaki kayıplarını da telafi edecek bir programı da ortaya koyması gerektiğinin önemli olduğunu belirtmek isterim.

Bu vesileyle yeni eğitim-öğretim yılının başta öğrencilerimiz olmak üzere öğretmenlerimize, eğitim emekçilerimize ve eğitim hizmetinde görev yapan tüm çalışanlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyor ve başarılar diliyorum.

Bütün bunların yanında Türk sporcularının dünya çapında önemli başarılara imza atmaları, güreşte, voleybolda, boks’da, taekwondo-karate’de, paralimpik oyunlarında kısacası her alanda şanlı bayrağımızı göndere çektirip istiklal marşımızı okutmaları bizlere gururların en büyüğünü yaşatmıştır.

Buradan sonsuz şükranlarımı gönderiyorum, her birini alınlarından öpüyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Bildiğiniz gibi bir buçuk yılı aşan bir süredir dünya Covid-19 pandemisi ile mücadele ediyor. Ülkemizde de en üst düzeyde sürdürülen bu mücadelenin başarıya ulaşabilmesi tüm yurttaşların en az iki doz aşılarını yaptırmasıyla sağlanabilecektir.

Her gün yaşanan ölüm olayları bunun zorunluluğunu en çarpıcı şekliyle bize göstermektedir.

Yaşamsal koşullarımızı kolaylaştıracak olan öncelikle bizleriz. Elbette aşı konusunda “baskıcı” bir uygulamanın gündeme getirilmesi söz konusu olamaz ancak, toplumsal yaşam alanlarında her bir yurttaşımızın sağlıklı kalabilmesini sağlamak da devletin asli görevlerinin başında gelmektedir.

Dünya’da ve bölgemizde yaşanan gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Son olarak gelinen noktada terörün ülke yönetimleri üzerindeki hakimiyetini daha da perçinleyen yanlış stratejiler artık kabullenilemez boyutlara ulaşmıştır.

Bu konuda en tecrübeli ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Kırk yıldır PKK terör örgütü ile mücadele sürerken FETÖ terör örgütüyle de ayrı bir cephenin oluşması, buna sınırlarımızın hemen yanı başında bulunan YPG, DEAŞ, El Kaide, El Nusra gibi terör örgütlerinin varlığı eklendiğinde oluşan şartların zorluğunu sizlerin takdirlerinize bırakıyorum.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bozulan dünya siyasi dengesini “Terörle” kurgulamaya kalkan emperyalist güçler, bu yanlış stratejilerinin bedelini hem kendilerine hem de dünya insanlığına ödetmeye devam etmektedirler. Afganistan’da yaşanan olaylar bunun en son örneğidir.

20 yıl süren bir işgalin sonrasında kendi yarattıkları canavarla mücadele etmek zorunda kalan ve sonuçta geldikleri gibi gidenler artık bilmelidirler ki, başka milletlerin iç işlerine karışmanın sonuçları hiç de planlanan şekliyle gerçekleşmiyor.

Tarihte bunun çokça örneklerini yaşadığımız gerçeğini unutmadan bundan sonraki ilişkileri daha doğru şekilde kurgulamanın yüksek yararına vurgu yapmak isterim.

Sınır komşumuz Suriye ile devam etmekte olan sorunların da bir an önce çözüme kavuşturulması en önemli beklentimizdir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgemizde kurgulamaya çalıştığı sözde devlet yapılanmasının nihai aşamada Türkiye topraklarını da içerisine alacak şekilde planlandığı gerçeği açık seçik ortaya çıkmıştır.

Kendi toprak bütünlüğümüzü korumanın, komşularımızın toprak bütünlüğü ile mümkün olacağını unutmamalıyız ve zaman geçirmeden eteğimizdeki taşları döküp Suriye ile diplomatik ilişkilerimizi yeniden kurmalı ve güçlendirmeliyiz.

Bu arada dün yayınlanan İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün kararı ile bu konudaki kaygılarımızın haklılığının, daha önceki dönemlerde yapmış olduğumuz uyarıların ne denli yerinde olduğunun anlaşılmış olması bakımından önemine de vurgu yapmak isterim.

Ancak söz konusu kararın neden sadece Suriyeli ve sadece Ankara’da bulunan sığınmacıları kapsadığı hususunun izaha muhtaç olduğu açıktır.

Zira pervazsız ve kontrolsüz bir şekilde ülkenin tüm bölgelerine yayılmış olan bu sığınmacıların öncelikle sınıra yakın merkezi bir bölgede barınmalarının sağlanması, daha sonra ivedilikle ülkelerine geri gönderilmeleri için diplomatik girişimlerin hayata geçirilmesi elzemdir.

Bir kere bunlara “mülteci” ya da “göçmen” şeklinde tanımlama yapılmasını şiddetle reddettiğimizi ifade etmek isterim. Bunlar kendi ülkelerinin sorunlarından kaçarak sadece kendilerini düşünerek sınırı geçmiş “sığınmacı” dır.

Evet, en kötü savaş “iç savaş” tır. Kardeşin kardeşi öldürdüğü, kimin dost, kimin düşman olduğunun belirlenemediği savaştır. Bunun sonucunda insanların sınır ötesinde kendilerinin ve yakınlarının yaşamını kurtarma kaygısını ve refleksini anlayabiliriz ama mültecilik ya da göçmenlik statüleri apayrı özelliklere haiz konulardır.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı resmi rakamlara göre sadece Afganistan’dan ülkemize giren sığınmacı sayısının 300 binin üzerinde olduğu gerçeği durumun vahametini daha da artırmaktadır.

Suriye’den gelen sığınmacıların yaklaşık 6 milyon kişi ve bunların büyük çoğunluğunun gençlerden oluştuğunu, ciddi oranda yeni doğum ve küçük çocukların da varlığını dikkate aldığımızda asıl bu durumun millî beka meselesi olduğu gerçeğiyle yüzleşmiş oluruz.

Ülkemizin demografik yapısını önemli ölçüde etkileyecek ve hatta değiştirebilecek nitelikteki bu stratejiden ivedilikle vaz geçilmesi, sığınmacıların en kısa sürede ülkelerine gönderilmeleri zorunluluğu kendini göstermektedir.

Kısacası İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi’nin bu kararı yetersizdir, uygulamanın kapsamı genişletilerek sorunun kökten çözümüne yönelik yeni bir çalışma yapılmalıdır.

Sizlerin de yakından takip ettiği bir başka önemli konu da sürekli gündemi meşgul eden erken seçim çağrıları ve iktidardaki ittifak yapısının buna karşı duruşudur.

İktidar partisi tarafından Seçim Kanunları ve Siyasi Partiler Kanununda yapılacak değişikliklerin meclisin açılacağı Ekim ayı itibariyle gündeme getirileceği belirtiliyor.

 Demek oluyor ki, seçimlerin anayasal olarak yapılabileceği en geç tarih olan Haziran/2023 ile Ekim/2022 arasında çok belirgin bir zaman farkı kalmayacak. Zaten 01 Ocak 2023 itibariyle yeni seçim dönemi de başlamış olacağına göre seçimlerin normal süresinden bir kaç ay önce yapılması mevcut durumu değiştirmeyecektir.

Burada önemli olan hususların başında elbette ki seçim barajı gündeme gelmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan ve % 7 olarak önerilen seçim barajının ittifak ortağı MHP liderince onaylanması “dağ fare doğurdu” deyimini aklımıza getirmiştir.

Zira, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde uygulanabilen İttifak Yasasının kapsamı seçim barajı yöntemiyle hakim partilerin iradesini perçinleme olanağı vermektedir. Oysa bu düzenleme seçimlerin demokratik olması şartına vurulmuş bir darbedir.

Mevcut haliyle yaklaşık 6,5 milyon seçmenin iradesinin yok sayılan mevcut uygulamada, muhtemel değişiklikle en az 6 milyon seçmen temsil hakkından mahrum bırakılmış olacaktır.

2020 yılının Haziran ve Aralık aylarında Demokratik Sol Parti olarak hazırlayıp, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere TBMM Başkanı, Adalet Bakanı, CHP, İYİ Parti, DP, SP ve BBP’ne de sunduğumuz Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarındaki Değişiklik Önerilerimiz ile Ekonomide ve Hukukta Reform Önerilerimizi içeren çalışmalarımızda seçim barajının tamamen sıfırlanmasını gündeme getirmiştik.

Bu önerilerimiz içerisinde her biri diğerinden önemli başka konular da yer almaktaydı. Örneğin;

  1. Siyasi Partilere devletçe yapılan hazine yardımı,
  2. Siyasetin finansmanının şeffaflaşması,
  3. Seçimlerde propaganda faaliyetlerinin eşitliği,
  4. Fiktif siyasi partilerin durumu,
  5. YSK’da siyasi partilerin temsili,
  6. Milli bakiye ve tercihli oy sistemi,

Görünen o ki iktidarı elinde bulunduran güçler, mevcut yapının devamını sağlayabilmek için göstermelik bir değişikliği yeterli bulmaktadır.

Oysa bu önerilerimizin kapsamı, Türk milletinin çağdaş medeniyetler seviyesine erişmiş toplumlardaki bireyler kadar demokratik, özgür iradeleriyle liyakatli yöneticileri belirleyebilmesine, bu topraklar üzerinde yaşayan tüm kesimlerin parlamentoda hakça temsil edilmesine olanak sağlayacak niteliktedir.

Henüz vakit geç değildir. Bugün itibariyle seçim barajı dışındaki hususların görüşülüp görüşülmediğine ilişkin bir bilgi kamuoyuna yansımış olmamakla birlikte diğer konulardaki önerilerimizin de değerlendirileceğine olan inancımızı güçlü tutmak istiyoruz.

Bu arada önümüzdeki süreçte tartışmaya açılacak bir başka önemli konunun da, Anayasamızın “Cumhurbaşkanı, Adaylık ve Seçimi” başlıklı 101.nci maddesinin kapsamı olacaktır diye düşünüyoruz.

Zira bu maddenin ikinci fıkrasında “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” hükmü yer almaktadır.

Dolayısıyla şunu öncelikle belirtmeliyim ki, seçimlere yaklaşık 2 yıldan az bir süre kalmışken siyaset kurumu ile birlikte Üniversitelerin Hukukçu akademisyenleri bugünden itibaren adaylığı Sayın Bahçeli tarafından resmen ilan edilen Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olup olamayacağını tartışmalı, değerlendirmeli ve bu konuda bir son dakika kaosu çıkmasının önüne geçilmelidir.

Son günlerde bazı gazete köşe yazarları bu konunun önemli olduğunu düşünmüş olmalılar ki, Sayın Erdoğan’ın bir kez daha adaylığı konusunda tereddüt olmadığını vurgulama ihtiyacı hissetmektedirler. Oysa Anayasamızın 101.nci maddesi gayet açık, gayet anlaşılabilir netliktedir:

1. Cumhurbaşkanı

A. Adaylık ve seçimi

Madde 101 – (Değişik: 21/1/2017-6771/7 md.)

Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.

2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanı’nın görev ve sorumlulukları yeniden belirlenmiş ve tanımlanmıştır, seçim yöntemlerine ilişkin kriterler düzenlenmiştir.

Bunların düzenlemelerin varlığı, Anayasa’nın 101.nci maddesinde yer alan ve 2017 yılında bir referandumla kabul edilen değişikliklerin kapsamına girmemiş bir kuralı yok sayma hakkını vermez.

Kısacası bazı kesimlerce yaratılmaya çalışılan demagojik yaklaşımlara fırsat verilmesi en başta T.C. Cumhurbaşkanlığı makamının tartışmaya açılmasına sebep olur ki, buna da kimsenin hakkı yoktur.

Konu basittir. Mevcut Cumhurbaşkanı 2014 ve 2018 yıllarında gerçekleştirilen seçimler neticesinde iki kez seçilmiş, 2017 referandumuyla yürürlüğe giren yeni anayasa hükümlerine göre ancak Türkiye Büyük Millet Meclisince alınacak bir erken seçim kararıyla yeniden aday olabilme olanağına sahiptir.

Bunun sağa-sola çekilecek, eğilip-bükülecek bir yanı da yoktur. Ve hatta buna gerek de yoktur. Her ne kadar erken seçim kararı için TBMM’nde 360 milletvekilinin oyuna ihtiyaç varsa da, bu sayının iktidar ve muhalefet kanadında var olmamasına karşın, parlamentodaki mevcut muhalefet partileri zaten bir erken seçimin talepkârlarıdır, gündeme getirilmesi halinde bu kanun kolaylıkla meclisten geçirilebilecektir.

Böylesi bir durumda Sayın Erdoğan açısından en olumsuz şekliyle Cumhurbaşkanı olarak normal süreden birkaç ay eksik görev yapmasıyla sonuçlanacaktır.

Aksi halde Sayın Erdoğan’ın, Anayasa’nın bu hükmüne rağmen YSK tarafından kabul edilebilecek adaylığı ve seçilmesi sonrasında oluşması muhtemel tartışmayla Türkiye üzerinde başka hesapları olan küresel güçlerin eline bir koz verilmiş olunur ki, bu da hiç kimsenin arzu etmemesi gereken bir sonuçtur.

Demokratik Sol Parti olarak bu uyarımızı ve çözüm önerimizi basınımız aracılığıyla kamuoyu ve muhataplarıyla paylaşmayı bir görev sayıyoruz.

Tabii “özgür ve bağımsız” olduklarına inanmak istediğimiz basınımızın bu uyarımızı ne ölçüde topluma aktaracağını da önümüzdeki süreçte dikkatle takip edeceğimizi belirtmek isterim.

Hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.” şeklinde konuştu.

Hibya Haber Ajansı

Etiketler

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
ataşehir masöz
Kapalı