Gündem

Orta yerdeki Anayasa sadece kağıt üstünde kalmış ve yürütme organınca fiilen çiğnenmiştir

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün televizyonların Ankara temsilcileriyle bir araya geldiğini ve bu yılın bitiminde nelerin geride kaldığını özetlediğini söyledi.

Bu özetin, bir ülkenin yönetilmediğinin acı ve vahim sonuçlarını ortaya koyduğunu öne süren Altay, “‘2020 için ne söylersiniz? ‘ diye bana sorarsanız şöyle söyleyebilirim: 2020’yi iki askı, iki kayıp, iki ayıpla kapatıyoruz.” dedi.

İki askıdan kastının, Anayasa’nın ve kuru ekmeğin askıda bulunması olduğunu belirten Altay, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan alt mahkemeler ve AİHM kararlarına gövdesini siper eden bir Cumhurbaşkanı ile karşı karşıya olduklarını öne sürdü.

“Orta yerdeki Anayasa sadece kağıt üstünde kalmış ve yürütme organınca fiilen çiğnenmiştir.” diyen Altay, kuru ekmek yendiği vakit insanların doyduğu kanaatini taşıyan bir AK Parti ile karşı karşıya bulunulduğunu savundu. Altay, şunları söyledi:

“İki kaybımız var. Kur düşükken kaybolan 128 milyar dolardan bahsediyorum. Bu aziz milletimizin parasıdır, milletin parasıdır, beytülmaldir. Dolar yükselmeden piyasaya sürülen 128 milyar kimlere verilmiştir? Kimler düşük kurla Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları iç etmiştir. Bu vahim, acı kaybın bulunması lazım.

Bir kaybımız daha var. Boşalan hazineden sonra kaybolan bir damat var. 128 miyar dolar kayıp, damat da kayıp. Damat nerede? Bu ülkede Hazine ve Maliye Bakanlığı, öncesinde Enerji Bakanlığı yapmış bir kimsenin istifa ettikten sonra nerede olduğunu bilmek siyasette şeffaflığın da bir gereğidir. Sağlık sorunu var ise Allah’tan acil şifa dilerim. Ama devletin hazinesi ve maliyesinin teslim edildiği bir damat istifa edip orta yerden kaybolmuşsa bu kayıptır. Bu kaybın da bulunması lazım.”

2020’den 2021’e devreden iki de ayıp olduğunu öne süren Altay, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Maalesef üzülerek söylemek lazım ki siyasetin mafya vesayetine girmesi 2020’nin ayıplı bir yıl olmasına vesile olmuştur. Bir ayıp da Kovid-19 ile mücadele esnasında Türkiye olarak devletiyle, Meclisiyle, yürütmesi, yasamasıyla sağlık çalışanlarına ayıp ettik, çok ayıp ettik. Sağlık çalışanlarına yönelik bu ayıp, öncelikle bu ayıbın, vebalin büyük kısmının müsebbibi yürütme organıdır ama hiç şüphesiz TBMM de bu ayıbın ortağıdır. Bu da 2020’nin ayıplı bir yıl olarak hafızalarımızda kalmasına sebep olacaktır.”

Altay, ayıpların saymakla bitmeyeceğini iddia ederek 28 Aralık Pazartesi açıklanan asgari ücretin de bir o kadar ayıp olduğunu iddia etti.

“Sınavdan hep fakir fukara mı geçecek?” diyen Altay, asgari ücretin Cumhurbaşkanı maaşının 31’de 1’i olduğunu öne sürdü. Altay, Cumhurbaşkanı’nın asgari ücretin 31 katı maaş aldığını savunarak dünyada böyle bir örnek olduğunu, onun dışında AB ülkelerinde bu farkın 10-12 kat arasında gerçekleştiğini öne sürdü.

Asgari ücretten 7 milyon ailenin minimum 28 milyon insanın etkilendiğini belirten Altay, 7 milyon aileden 16,7 milyarı gelir, 2,4 milyarı damga vergisi olmak üzere toplam 19 milyar vergi kesileceğini söyledi.

Altay, asgari ücretten verginin bir günde, bir saatte kaldırılabileceğini ifade ederek, “Sen 5’li çeteden bir üyeye 9 milyar lira vergi muafiyeti getiriyorsun. Ama 7 milyondan keseceğin 19 milyarı, neredeyse yarısını bir kişiye feda ediyorsun. 7 milyondan kesme, o bir kişiye de 9 milyarı feda etme.” dedi.

Vergi muafiyetlerinin Resmi Gazete’de yayımlanma zorunluluğunun da kaldırıldığını ifade eden Altay, bundan sonra bir şey öğrenemeyeceklerini de öne sürdü.

Altay, asgari ücrette sözün bittiği yerde olduklarını ifade ederek, “7 milyon aile 5 aileye kurban edilmiştir. Devletin bu 5 aileye sağladığı imkanların yarısından daha azı asgari ücretliden vergi almamayı gerektirecek bir tabloyu içerir. Ne kerameti var bu 5 ailenin, 5 şirketin, 5’li çetenin kerameti nedir merak ediyorum.” diye konuştu. Altay, 7 milyon ailenin 5 şirkete feda edilmemesini isteyerek asgari ücretlinin yaptığı alışverişle zaten vergisini ödeyeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik, “Yoksa sen de mi milletvekilin gibi ‘Milletin karnına kuru ekmek giriyorsa millet toktur kardeşim, gerisi teferruat.’ diye bakıyorsun. Yapma, günahtır, vebaldir.” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin “hükümet verilerine göre” gıda da tarımda Avrupa birincisi olduğunu, 2023’te dünyanın en büyük ekonomisine sahip onuncu ülke olunacağını belirten Altay, çiftçinin ahırdaki ineği, traktörü haczedilmişken çiftçi borç batağındayken ilk ona nasıl girileceğini sordu.

Altay, çiftçinin tarlada 1 liraya sattığı mahsulün markette 18 liraya satıldığını ifade ederek, “Çiftçi tarlada, tüketici markette soyuluyor. Soygun düzenidir, vurgun düzenidir. 5 litre ayçiçek yağı bir senede 35 liradan 82 liraya çıktı. Yüzde 100’ün üstünde bir enflasyon.” dedi.

Bir grup çiftçinin derdini anlatmak için Meclise geldiğini ancak derdest edilerek il sınırı dışına çıkarıldıklarını iddia eden Altay, bunu da kabul etmediklerini söyledi.

Salgından kurtulmak için herkesin maske takması gerektiğini, mesafe ve hijyen kurallarına uyulmasını isteyen Altay, ancak Kovid-19’un bahane edilerek insanların yaşam tarzına ayar yapılmaya çalışıldığını öne sürdü.

Altay, Diyanet İşleri Başkanlığının medyaya örtülü olarak “ayar” verdiğini, millete, medyaya terbiye ayarı yapılmaya çalışıldığını ileri sürerek, “Sayın Başkan, bu milletin edebi, ahlakı, terbiyesi kendine yeter. Sen işine bak.” dedi.

RTÜK’ün yılbaşında yapılacak yayınlarla ilgili medyayı tehdit ettiğini, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun da milleti tehdit edip baskı ve dayatmada bulunduğunu öne süren Altay, şunları söyledi:

“Yaşam biçimine müdahalenin son bulduğunu düşünmeye başlıyordum ki yılbaşı kutlamaları ile görüyoruz ki yaşam biçimine müdahale bu iktidar için vazgeçilmez bir meşgale. Şu Diyanetin, RTÜK’ün, İçişleri Bakanlığının açıklamalarını, genelgelerini yan yana koyduğumuzda karşımıza çıkan şudur; Türkiye faşizmin cisimleşmiş halini yaşıyor şu anda. Türkiye’nin bu gömleği yırtıp atacağını herkes bilsin. Türkiye’ye bu gömlek dar gelecektir. İnsanlar yılbaşında ne yapacağını, nasıl yapacağını bilir.”

Evlerde büyük kalabalıkların oluşmaması gerektiğini de dile getiren Altay, ancak millete ayar verilmeye çalışılmasının kabul edilemeyeceğini söyledi.

Altay, 2020 için şu değerlendirmede bulundu:

“Sağlık çalışanları dedik vefasızlık yaptık, kovid dedik sınıfta kaldık, depremleri konuştuk hiç tedbir almadık, EYT dedik yok saydı. Mafya vesayeti dedik vicdanlar karardı, yargıda çürüme dedik Anayasa Mahkemesine torpille militan atandı. Huzur ve güven dedik daha çok ayrıştık, daha çok kutuplaştık. Basın özgürlüğü dedik 26 gün sonra bir televizyon kapanmak zorunda kaldı. Trump dedik yaptırım yedik. FETÖ dedik, FETÖ borsası patladı. Çiftçi dedik icraya verdik, esnaf dedik borçlandırdık. İşçiler, çalışanlar dedik aç bıraktık, öğrenci dedik tabletsiz bıraktık, şehitler dedik ayrım yaptık, bütçe dedik kuru ekmeğe kaldık. 2020’nin özeti maalesef budur.”

Altay, 27 Aralık’ta Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi Teklifi’nin TBMM Genel Kurulunda görüşmelerin ardından yasalaştığını hatırlatarak, bunun kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının, terör örgütlerinin finansmanının engellenmesiyle ilgili olduğunun söylendiğini aktardı.

BM Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) talebi doğrultusunda getirildiğini anlatan Altay, “FATF çok güzel şeyler istemiş ama Meclisten geçen kanun FATF’ın istediklerinin içine bir sürü zehir serpiştirmiş. Dernek başkanlarını anında görevden alma var. Gözüne kestirdiği herkesin mal varlığını ve parasını dondurma var her şey var. Ancak FATF’ın 12 nolu talebi kanunda yok.” dedi.

FATF’ın, bu kapsamda siyasi nüfuz sahibi kişilerin araştırılabilmesine dair talebinin teklifte olmadığını iddia eden Altay, “AK Parti neyinden korkuyorsun, neden çekiniyorsun, neden korkuyorsun. FATF’ın 12 nolu talebiyle ilgili Genel Kurula bir maddelik metin yazamadın. Neden korkuyorsun ben bilmem ama gidiyorsun, inşallah ilk seçimlerde. Biz senin devleti peşkeş çektiğin o 5’li çeteden de yandaşlarından da eğer verdiysen vatandaşın kör kuruşunun hesabını er geç soracağız.” diye konuştu.

Altay, 2021’in 83 milyon için huzur, refah ve mutluluğun yılı, Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandığı, barışın, kardeşliğin ve dostluğun yılı olmasını diledi.

Altay, bir gazetecinin, Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’in öldürülmesi olayının ardından CHP’li bir milletvekilinin baba Sıddık Gültekin’i telefonla arayarak “davadan vazgeç” dediği iddialarına ilişkin sorusuna karşılık, Pınar Gültekin’e Allah’tan rahmet, ailesine de başsağlığı diledi. Altay, şöyle konuştu:

“Böyle bir olay yok. Adı geçen milletvekilimizi yakinen tanıyan birisi olarak söylüyorum. Kaldı ki milletvekilimiz ilin milletvekili olması nedeniyle babayla 1,5 dakikalık telefon konuşması yapıyor. Hiç tanımadığı bir babaya da bir milletvekili 1,5 dakikada ‘Sen bundan vazgeç.’ falan demez. Normal zekaya sahip kimse böyle bir olaydan sonra aileye böyle bir şey teklif etmez. Milletvekilimiz böyle bir şeyin ispatlanması halinde bırakın CHP’den istifa etmeyi, milletvekilliğinden istifa edeceğini kamuoyuyla paylaştı. Biz kendisine güveniyoruz. Bu ve benzer olayların biraz kaşındığını, tahrik edildiğini, teşvik edildiğini bazen düşünmüyor değiliz. Çünkü Erdoğan için topluma söyleyecek söz kalmadı. CHP içindeki birlik ve bütünlüğü bozmaya yönelik hamleleri de boş çıktı. Erdoğan şimdi çamura yatmaya başladı, çamur siyasetine başladı. Erdoğan’ın yakınları da kadroları da taşra teşkilatları da belli ki çamur siyasetini düstur edindiler. CHP’ye nereden nasıl çamur atarız gayreti içindeler ama gayretleri beyhudedir. CHP’nin, Türkiye’nin bir iktidar alternatifi olarak millet ittifakıyla birlikte iktidarını bu tür çamur siyasetinin önlemesi mümkün değildir.”

Türkiye’nin Çin’den aldığı aşıların geliş süreciyle ilgili olarak bir ilaç firmasıyla çalışıldığına dair iddiaya ilişkin Altay, bu konuda fazla bir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Altay, salgın sürecinde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın kimi kararları Recep Tayyip Erdoğan’ın süzgecinden geçirmeden açıklayamadığı için prim kaybettiğini iddia ederek şeffaflık gerektiğini savundu.

Altay, “Aracı bir firma yok.” denildiyse olmadığını düşüneceklerini ancak sonradan ortaya çıkacak bir firmanın haksız zenginleşmesine yol açılacaksa bunu da büyük bir “ayıp” olarak göreceklerini söyledi.

Hamza Yerlikaya’nın diplomasının sahte olduğuna yönelik iddiaların yer aldığı haberlere erişim engeli getirildiğine dair soru üzerine Altay, ortadaki mahkeme kararının, erişim engeliyle kaldırılamayacağını, kamu vicdandan da silinemeyeceğini belirtti.

Altay, erişim yasağının “ayıbı örtmeye yetmeyeceğini, günahı ortadan kaldırmayacağını” söyledi.

Kaynak TBMM
Hibya Haber Ajansı

Etiketler

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
ataşehir masöz
Kapalı